Ana Sayfa  /  Makaleleri  /  Zorundan Gülmek Kavramı Üzerinden Ekonomi ve Mizah İrdelemesi
  • Facebook da Paylaş
  • 07-06-2013
  • 0 yorum
  • 1937 okunma
Zorundan Gülmek Kavramı Üzerinden Ekonomi ve Mizah İrdelemesi

Zorundan Gülmek Kavramı Üzerinden Ekonomi ve Mizah İrdelemesi

 

Bıkmadan, yorulmadan, istikrarlı bir şekilde doğru denizin doğru noktasına taş atarsanız günün birinde ortaya bir ada çıkartabilirsiniz.

Bugün çok fazla idrak edemediğimiz, hayat tarzımızla çeliştiğini düşündüğümüz gelenekleri anlama açısından yukarıda ki örneğimizi ciddi şekilde irdelemeliyiz. Anadolu yaşam tarzının geleneksel algısı üzerine bina edilmeye çalışılan ya da bazı kesimler tarafından geleneğe ve geçmişe savaş açarak batılı bir yaşam tarzının ikamesi çalışmalarının ortaya çıkardığı kültürel çalışmaları hayatlarımızın her alanında görmemiz mümkündür.

Bu noktada doğulu gibi şarkı söyleyip batılı gibi dans eden bir solistin komikliğine dekolte kıyafetler içinde yöresel şivesiyle konuşan bir kadının iğretiliğini eklediğinizde hayatımızın her alanını kuşatan trajediyi daha rahat kavrayabiliriz.

Toplumları incelerken önemli bir kriter olduğunu düşündüğüm sanatsal faaliyetleri,gündelik yaşamın iz düşümlerini olduğunu kavramış olmak kültürümüzün mizah damarını anlama noktasında bize ciddi katkılar sağlayacaktır.

Osmanlının duraklama döneminin sonlarına doğru batı kültürünün veya yaşam tarzının doğuyu etkisi altına almaya başlamasıyla ortaya çıkan bazı durumların günümüz Türkiye’sine kadar gelenekle yaşadığı çatışmalar mizah adına önemli gelişmelere neden olmuştur.

Vuslatsız aşk hikayelerinin dramatize ettiği hayat algısının bize aktardığı ekonomik adaletsizliğin yerini ağaları,fabrikatörleri,büyük yatırımcıları vb. ti ye alan modern üslup mizahımızı Karagöz ve Hacivat’ın,Orta oyunlarının geleneksel çizgisine eklemlenerek çok ileriye taşımıştır.

Ülkemizde batıcılık olarak adlandırılan ideolojik cinayetin en büyük yanılgısı toplumun tamamına her alanda pompaladığı tüketim alışkanlıklarıdır. Batıda on bir ayı bir ay nitelikli tatil yapabilmek için çalışan bireyin devlet tarafından sağlanan sosyal haklarını üretime sağladığı katkının ve sadakatinin ödülü olarak değerlendirmeliyiz. Bu üretime pazar olan az gelişmiş ülkeleri önce medyanın her aracının yönlendirmesiyle sonrada üretememiş olmanın ezikliğiyle azgınca tüketmeye teşvik ederek kendi konfor ve yaşam tarzını garanti altına alan batı için, kapitalist sistemin sağladığı imkanlardan vazgeçmek diye bir şeyin söz konusu olmadığını söylemek yanlış olmaz.

Bunun mizahla ne alakası var diye sormak icap edebilir. Üretmeyip tükettiğimiz sürece yükselişini devam ettirecek olan batı medeniyetini örnek aldığımızı iddia ederek içinde bulunduğumuz tüketim çılgınlığını göz önünde bulundurduğumuzda, medeniyetimizin içinde bulunduğu durumu kuyruğunu yakalamaya çalışan bir timsahın durumuna benzetmek isabetli olacaktır.

Sanayi devrimi sonrası doğru denizlerin doğru noktalarına istikrarlı bir şekilde taş atan batı ortaya çıkardığı adacıklardan yeni bir dünya oluşturup varlığını garanti altına almıştır.

Özetle, yediğimizde doyan,teknolojiye olan düşkünlüğümüz arttığında gelişen de batı olmuştur.

Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusunun büyük bir bölümü köylerde yaşayan,tarım ve hayvancılıkla uğraşan Türkiye ile çeşitli sanayi atılımları yapan,neredeyse tamamı kentli olan Türkiye üzerine birkaç kelam ederek mizahla ilgili yazımıza devam edelim.

              Köylü bahçesini sürer, ekinini ihtiyacı doğrultusuna belirler ve eker. Hasat yapıldıktan sonra sonra yıllık tüketimini ayırır kalanı diğer ihtiyaçları için satar ya da takaslar.Sonra hayatına televizyon girer.Çiftçiyi tarlasını sürdüğü öküzleri satıp bir traktör aldığında çok daha fazla kazanç elde edeceğine inandırır.Üstelik öküzlerden aldığı paraya ilave etmesi gereken para için alacağı kredi düşük faizli ve birkaç yıl geri ödemesizdir.

Tarladan biçtiği ürünün artığı olan samanla besleyebildiği öküzler yerine yakıt almak,vergi ödemek zorunda olduğu traktörle hem hayatını kazanıp hem de taksitlerini ödemek zorunda olan çiftçi sıkıştıkça hayvanlarını satmakta, adını bile bilmediği kredilerle geleceğini satmaktadır.Süreç içerisinde durum öylesine içinden çıkılmaz bir hal alır ki cazibesi televizyon ekranlarında her geçen gün biraz daha artan kentler onun için tek kurtuluş yolu olur!

Bu ve buna benzer binlerce örnek sonucu kentlerde oluşan varoşlarda kent hayatına eklemlenmeye çalışan Anadolu insanı köylü kültürün kentli temsilcileri olarak karşımıza çıkarlar.

Emek hırsızı sanayiciler için ucuz işgücü anlamına gelen bu göçler kentlerin cazibesi arttırılarak teşvik edilmiştir.Kent hayatının ve yaşam şartlarının yeniden şekillendirdiği insanlarda ki ilk değişim tüketim alışkanlıklarının değişimi olmuştur.İyi evler,iyi arabalar,iyi okullar,marka alışkanlıkları hayalleri süslerken onur ve erdem bu hayallerin kazanımı için her geçen gün önemini biraz daha yitirmiştir.

 

Batıda yüksek gelirli ve eğitimli insanların yaşadığı köyler,doğuda bağını,bahçesini,hayvanını satıp kentlerde yaşayan köylüler vardır.Gerçi kapitalizm bu durumu;Paran olacak köyde yaşayacaksın gibi komik bir refleksle algılamamızı istese de aslında durum göründüğünden daha komiktir.

İhtiyacımız olduğunu sandığımız pek çok şey kendine pazar arayan medeniyetini ve varlığını bizim tüketimimiz üzerine inşa eden batılı yaşam tarzının imrendirilmesi, yani hadi koş yakala kuyruğunu, bunu yapabilirsin motivasyonunun  hayatın içerisinde şekillenmesidir.

Biz onlar gibi yaşamak için çalıştıkça onların daha fazla bizim gibi yaşadığını, toprağa, hayvanlara ve doğaya olan aidiyetlerini n arttığını görmek mizah adına bir kalem sahibinin ortaya koyabileceği en önemli değerlerden bir tanesidir.

Peki neden böyle olmuştur sorusuna keşke biz her zaman komik insanlar olmuşuzdur şeklinde bir cevap verebilseydim.Adına kurtuluş savaşı dediğimiz kahramanlık hikayeleri yerine Anadolu da uygulanan ekonomik katliamları,imzalanan gizli anlaşmaları vs. tarih kitaplarımızda okuduğumuzda belki neden bu kadar komik insanlar olduğumuzla ilgili cevapları bulmak kolaylaşabilir…

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Başlıklar