Ana Sayfa  /  Makaleleri  /  Yalancı Yalancı Sana Kimse İnanmaz...
  • Facebook da Paylaş
  • 07-06-2013
  • 1 yorum
  • 1891 okunma
Yalancı Yalancı Sana Kimse İnanmaz...

Bir varmış bir yokmuş.

 Jean de La fontain denen Fransız bir yazar varmış.

 Uzun zaman ormanlık bir bölgede yaşamasına rağmen yazdığı hikayelerde bir türlü dengeyi tutturamayan bu yazar hikayelerine konu olan hayvanları da pek tanıyamamasıyla ün yapmış.

Örneğin bir Ağustos böceğiyle karınca hikâyesi vardır ki değinmeden geçemeyeceğim.

Hikaye bu ya yazın karınca çalışmış çabalamış biriktirmiş, Ağustos böceği de daldan dala dolaşmış yöresel türküler eşliğinde gününü gün etmiş. Sonra kış gelmiş yaz boyu hovardalık yapan ağustos böceği aç kalmış. Gitmiş çalmış karıncanın kapısını. Karınca da kendisine yakışmayan bir kibirle ben çalıştım biriktirdim, sen ise daldan dala konup şarkılar söyledin. Benim çalışkanlığımla dalga geçtin. Şimdi açlıktan geber alçak böcek diyerek kapıyı suratına çarpmış ağustos böceğinin.

Şimdi gelelim konunun çarpıtılan taraflarına.

Öncelikle karıncalar koloniler halinde yaşarlar. Ve biriktirilen her şeyin tasarruf hakkı kraliçe karıncadadır. Kraliçe karınca adil değilse zulüm başlar karıncalar arasında. Oysa ağustos böceği ömrünü kendisine bir eş bulup zürriyetini devam ettirme derdinden başka bir amacı olmayan gariban bir böcektir. Hayatlarının çoğu toprak altında geçer. Sadece ağustos ayında erkek ağustos böcekleri çıkıp ağaçlarda öterler. İçlerinde en güzel şarkı söyleyebilenler birer eş bulurlar kendilerine ağustos ayında. Ve sonra çoluk çocuğunu göremeden ölürler.

Şarkı söyleme yeteneği sadece erkeklerinde olan bu tür hikâyede öylesine büyük bir haksızlığa uğramıştırlar ki bununla ilgili çok büyük protestolar yapmışlar ve büyük eylemlere imza atmıştırlar. Karıncalar üzerinden yapılan bütün demogojilere alet edilen ağustos böceğinin hazin hikâyesidir bu. Bu bir başkaldırı bu bir isyan bayrağıdır. Söylediği şarkılardan başka hiçbir geçim kaynağı olmayan ağustos böceğinin emeği, kraliçe karınca için kölelik yapan bir işçi karınca tarafından küçük görülmüştür. Dünyayı beş farklı gözden gözlemleyen ağustos böceği geniş bir bakış açısının verdiği algılama yeteneğiyle durum değerlendirmesi yapmaya ihtiyaç duymuştur. Ağustos ayının sonunda hayatı sona erecek olan erkek ağustos böceği hiç vakit kaybetmeden bir eş bulabilmek için bütün maharetlerini sergilerken neden kış için yiyecek ve yakacak biriktirmediği yönünde suçlara hedef olmaktadır. Oysa model olarak önümüze koyulan karınca ömrü boyunca başkaları için çalışan, başkalarının zenginliği için biriktirmek zorunda olan bir böcek.

Şimdi karar sizlerin; hayatın kısa olduğunun farkında olup, bir bilinçle yapması gereken her şeyi bu kısa ömre sığdırmak için gayret eden ağustos böceği mi yoksa başkalarının emeğini sömürmesine müsaade eden karınca mı bu hikâyenin kahramanıdır…

                                 Bir de aptal yerine konulan kargayla açlıktan ölmemek için çeşitli dümenler çeviren tilkinin hikâyesine değinelim. Karganın ağzında bir peynir vardır tilki dalın altından kargayı konuşturup ağzından düşen peyniri yiyebilmek için elinden gelen bütün numaraları yapar.Sonunda karga konuşur, peynir yere düşer ve tilki muradına erer.

Aslında olay pek hikâyede anlatıldığı gibi değildir.

 Kurnazlığın sembolü haline getirilen tilki bildiğimiz köpek neslinin devşirilmemiş halidir. Azcık kuyruğu uzun, biraz daha kulakları kepçe olması onu köpekten çok fazla farklı yapmaz.

Örneğin kanatları yoktur uçamaz.

Ve etçil bir hayvandır. Peynir ya da tereyağı yiyerek beslenmezler. Açlıktan ölür ama patates kızartması yemez yani.

Gelelim kargalara. Kötü görünümlü pek sevecen olmayan kara kara kuşlardır kargalar.

Kollektif çalışırlar.

Öyle bir dilim peyniri kapıp dalda tilkiyle muhabbet etmezler.

Çok zekidirler ve çok kin tutarlar.

Peynirlerini çalan bir tilkiden intikam almak için onu ömür boyu takip edebilirler. Ömürleri ortalama 20 yıl olan kargalar bilim adamlarına göre kurtlarla aynı şekilde organize hareket edebilen hayvanlardır. Buna uçma özelliği eklenince kargaların farkı ortaya çıkacaktır.

Öyle La fontaine nin dediği gibi aptal hayvanlar değildir kargalar.Tek zaafları parlak cisimlere düşkünlükleri olan kargalar Antik Yunan ve Roma da uzun ömürlülüğün simgesi olmuştur.

 Bu hikayede örnek gösterilen tilki ise beleşçiliğiyle ön plana çıkan, karganın emek harcayarak ulaştığı peynire göz koyan arsız, edepsiz bir hayvandır. Hikayede örneklik teşkil eden tek şey karganın peyniri tilkiye kaptırmamak için verdiği mücadele olabilir. Eğer örnek alınacak olan davranış biçimi tilkininkiyse peynire ulaşmak için her şey yapılabilir… Hayvanlara ahlaki karakterler vererek onlar üzerinden insanların tavırlarını eleştirmeyi hedefleyen La fontaine aslında dünya görüşü ile ilgili önemli ipuçları barındırır bu hikâyelerinde. Aslında orijinal bir iş yapmamış olan La fontaine hikayelerinin 18 tanesini kendisinden çok önce yazılmış olan ve şark klasiklerinden sayılan Beydeba nın Kelile ve Dimne sinden alıntılamış yada araklamıştır. İnsanlara hayvanlar üzerinden ahlak dersi vermeye çalışan Fransız edebiyatçı meğer bütün popülaritesini Beydeba ya borçluymuş…

                            Çocuk yaşta bilinçaltımıza yerleştirilen her hikaye ve her şarkı öyle yada böyle bir şekilde hayatlarımıza etki etmektedir. Soğuk karlı bir kış gününde mini mini bir kuşu çok masum duygularla içeriye alan çocuk asıl niyetini kuşa cik cik ettirme çabası içine girince gösterecektir. Eğer kuş dışarıdayken cik cik etmeyeceğini söylese kimsenin umurunda olmayacak. Kuşun hayatını kurtaran şey çocuğun erdemi değil, cikcik edebilme yeteneğidir. Yani mesele ; cikcik edeceksen seni donmaktan kurtarırım yada dediğimi yaparsan hayatta kalabilirsin gibi bir dayatmayı kuş üzerinden çocukların zihinlerine yerleştirmek. Bazen de zihinlere faydalı bilgi girmemesini sağlamanın en güzel yöntemi zihnin fuzuli bilgilerle doldurulmasıdır.

Mesela ilkokulda öğrendiğimiz bir öğretmen marşı vardır ‘’Alnımız da bilgilerden bir çelenk’’ diye başlayan bir marş. Yaklaşık 30 yıl geçmesine rağmen bu ve bunun gibi bir sürü gereksiz bilginin bana neden öğretildiğini, zihnimin neden bunlarla doldurulduğunu düşünmekteyim. Öğretmen marşını ezberlemesi gerekenler öğretmenlerdir. Öğretmenleri onure etmek için bütün öğrencilere bu marşın ezberletilmesi ne yaman çelişkidir böyle.

En sevdiğim kitabım büyük atlastı. Bütün ülkelerin bayraklarını, başkentlerini, haritada ki yerlerini, nüfuslarını ve para birimlerini ezber bilirdim. O kadar samimi olmuştum ki büyük atlasımla, hangi ülkenin hangi yer altı kaynaklarına sahip olduğunu bile bilirdim. Aradan geçen bunca yıl bana bütün bu hastalık seviyesine varan merakımın beynimi gereksiz bir bilgi ambarına çevirmekten başka bir işe yaramadığını gösterdi. Bilmem gereken tek ülke Amerika’ymış. Nüfus bilgisi olarak bilmem gereken Abd, Abd nin müttefikleri ve teröristlermiş. Yeraltı kaynakları olarak Abd nin kontrolünde olanlar ve Abd nin göz koyduklarını bilmem yeterliymiş.

 Çünkü zihnimizi meşgul eden her gereksiz bilgi aslında bilmemiz gereken bir bilgiyi zihnimizden uzak tutmanın en kolay yöntemiydi. Sorgulayınca sorun başlayacağı için bütün masallar, bütün şarkılar bizi kedi, köpek üzerinden karmaşık bir ahlak paranoyasına sokarken atı alan Üsküdar ı çoktan geçmiş olmaktaydı.

Aslında denklem çok basitti.

İyiler ve kötüler vardı. İyilik edenlere iyi, kötülük edenlere de kötü deniliyordu.

Her hikâyenin mutlu bir sonla bitmesi gerekmiyor. Aslında bitmemiş hikâyelerden öğrenmemiz gereken ahlak dersleri mutlu sonla bitenlerden çok daha fazla…

YORUMLAR
Diğer Başlıklar