Ana Sayfa  /  Makaleleri  /  Umursamaz Kalpler Korosu
  • Facebook da Paylaş
  • 07-06-2013
  • 0 yorum
  • 1844 okunma
Umursamaz Kalpler Korosu
Radyoda umursamaz kalpler korosu çalıyor;
Bir şarkısın sen maziden kalan, hem sen yalansın hem mazi yalan…
Ellerime sinen nikotin kokusu ve şehrin  beyazdan griye dönen renkleri kasvetli bir gecenin ertesinde suya değen bir gölge gibi ruhumu acıtıyordu.
Ve o şarkı çalmaya devam ediyor…
Bir mum ışığının dostluğu kadar kalın bir iple bağlandığım hayata haksızlık ettiğim düşüncesi kemiriyordu beynimi.
Aynaya bakıyorum,
Yüzler görüyorum…
Ve gülümseyen maskeler…
İğdiş edilmiş birkaç duygudan başka hiçbir şey hissedememenin verdiği travmatik bir haldeyim…
Gözlerimi kamaştıran bir otomobil farı beynimin içinde ki dünyadan sokaklara çekip alıyor beni…
Sonra korna sesleri…
-Kardeşim yürüsene ikinci kırmızı yandı sen hala duruyorsun.
Dikiz aynasından arkadan gelen sese doğru baktım. Uzun bir kuyruk ve arabasından inmiş el kol sallayan insanlar.
Hiçbir refleks vermeden yavaşça uzaklaştım. Boğazın en tenha yerine kadar sürdüm arabayı. Sonra bir yere park edip yaşlı bir çınar ağacının gövdesine yasladım başımı.
Hiçbir şey düşünmek istemeyen bir adamın beyninin içindekilerden kurtulma çabasıydı bu.
Bütün istatistiksel yaklaşımları hayatın bir kenarına itip, politize edilmemiş söylemler, menfaat ilişkisine dönüşmemiş tavırlar ve maskesiz insanlar arayan,
Herkesten ve her şeyden kaçabilen fakat yüreğini ve beynini gittiği her yere götüren bir adam… 
Yerden bir taş alıp suda sektirmeyi düşündüm, ama bastığım her yer betondu…
Gökyüzünde yıldız seyretmeye niyetlendim fakat bütün yıldızlar kirlenmemek için simsiyah bulutların arkasına saklanmıştı…
Neydi bir insanı hayata bağlayan bütün bağlardan kopartıp, içinden çıkılması mümkün olmayan haller içerisinde sistematik bir his katliamına tabi tutan yaşanmışlıkların adı…
Neden insan ne kadar çok yüz tanırsa o kadar yalnızlaşıyor;
Ve ne kadar çok şey yaşarsa o kadar mesafe koyuyor yaşamla arasına…
Şehir yaman bir kavgaya tutuşmuş parlak ışıklı caddelerle ve ara sokaklarla.
Ben ise edilgen bir hayatı yaşamaya devam ediyorum kaldığım yerden....
Öylesine korkak ve öylesine kırılgan.
Derken çıkıp geliyor maziden biri;
Ellerinde bütün dikenleri kırılmış bir demet gül ve yüzünde eskimiş bir tebessümle…
Yine o şarkı diyor;
Ben ise gül demetinin içinden yere damlayan kan damlalarına bakarken
Evet diyorum
- Bir şarkısın sen maziden kalan, hem sen yalansın hem mazi yalan…
Sana güller derdim ellerimle, ama istedim ki dikeni ben olayım. Onun için bütün dikenlerini kırdım diyor.
Ben dudaklarımda biriken sevgi sözcüklerini yutkunarak yine susmayı seçiyorum, Terleyen avuçlarımı yaşlı bir çınarın dibinde ki otlara silmek çok daha samimi bir eylem gibi geliyor bana.
Oturduğum yerden gidişimi izliyorum;
Ayak seslerim de ki ritmik bozukluk gitmek istemeyen bir adamın anlatmak istemediği her şeyi anlatıyor aslında vefakâr martılara…
Sonra Cin Ali resmi çiziyorum buğulanmış bir cama.
Bir kalp yapıp iki tarafına ok batırıyorum.
Sonra baş harfler
Sonra falan filan…
Çocuk olmayı özlüyorum bütün özlemlerimin ötesinde…
Oturduğum yerden gidişimi izliyorum…
Abi ateşin var mı deyip yaklaşan bir genç bölüyor çarpım tablosunun en zor bölümünde çarpamadığım rakamlardan kaçışımı…
Yok diyorum elimde yana sigarayı unutup.
Abi yanıyor ya diyor delikanlı…
Sonra göz göze gelip gülüşüyoruz…
Ne kadar da hayatın içinden bir tebessümdür bu diyorum kendi kendime. Gülerken ağlayan profil resimlerimize ve beyaz dişlerimizi gösterene kadar gülümsediğimiz maskelerimize inat…
Adın ne senin? diye sordum bilmekle nereye varacağımı hiç düşünmeden.
- Ne yapacaksın abi , bir ateş istedik T.C numaramı sormadığın kaldı dedi.
Adını söylersen onu da soracağım dedim.
Yine gülüştük.
-Adım Birol; Van’lıyım dedi.
-Deprem de bir kaybınız oldu mu dedim?
-Uzun zamandır ailemle görüşmüyorum. Ben burada, sokaklarda yaşıyorum dedi.
-Bu sırada elinde ki tinerli beze takıldı gözüm. Ver de biraz koklayalım şunu dedim muzip bir edayla.
Memlekete gitmem gerek abi. Ailemin yanın da olmalıyım. Ama param yok.
Ne büyük bir tesadüf benim de yok dedim.
Kulağında ki ne diye sordum,
-Müzik dinliyorum
-Kimi?
-Eski bir şarkı sen bilmezsin abi.
-Eski olan benim, sen daha bıldırdın kurbağasısın. Hele söyle bakalım hangi şarkı?
- Bir şarkısın sen maziden kalan, hem sen yalansın hem mazi Beyninin içindekiler yetmezmiş gibi
Sigarasını yakmak için aldığı sigaramla uzaklaşırken beyninin içindekiler yetmezmiş gibi bir benden aldığı sigaradan, bir diğer elin de ki tinerli bezden çile dolduruyordu ciğerlerine
Oturduğum yerden doğrulup kıyısına kadar geldim denizin.
Dağ başında olmakla, deniz kıyısın da durmak arasında ki fark nedir diye sordum kendime?
Beynini ve yüreğini yanından ayıramadıktan sonra nerde olduğunun ne önemi vardı…
Kentin çığlıkları kulağında yankılandıkça kendi çığlıklarına kulak tıkayan bir adamın, patlamaya hazır, saatli bomba gibi taşıdığı bir yürek bu…
Ben susuyorum
Şehir konuşmak istemiyor…
Maziden gelenler ve yoldan geçenler girip çıkıyor hayatıma.
Ne gidecek , ne de kalacak bir yerim var.
Izdırabını hissediyorum içimde ki deli tayların,
 
Bir sonra ki düşe kadar düşmemeliyim…
 
 
 
 
 
 
 
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Başlıklar