Ana Sayfa  /  Röportajlar  /  Röportaj (Milli Gazete)
  • Facebook da Paylaş
  • 07-06-2013
  • 0 yorum
  • 1875 okunma
Röportaj (Milli Gazete)

“Türkülerimi, bir fidan gibi dikeceğim dayatılanların karşısına”
Bir ilk albüm ile müzik dünyasına adım attın sevgili Adem. Öncelikle bu albümün günyüzüne çıkma macerasından başlayalım istersen.

Müzik piyasasına adım atalı aslında uzun zaman oldu. Şöyle de denilebilir bizler bu işe başladığımızda bu işin bir piyasası vardı iyi yada kötü ama bugün müzik piyasası diye bir şeyden bahsetmek çok zor sevgili Selçuk. Bugün paparazzilerden ve eserleriyle değil de özel yaşamlarıyla piyasa oluşturmaya çalışan kişilerden söz edebiliriz bu anlamda. Bu albüm müzikal manada kimlik sorunu yaşadığımız bir dönemde şekillendi aklımda. Yapıp yapmama konusunda çok uzun bir süre gittim geldim, çünkü arkanızda bir güç yoksa ilk albümler çok sıkıntılı olur genelde. Biz çok uzun yıllar piyasamızda böyle bir ilgi, böyle bir güç oluşturmak için didinip durduk ama sonunda gördük ki olmuyor. İnsanımız güzel ve kaliteliden yana değil, popüler olandan yana koyuyor tavrını hep. İşte bu bilinç, zihnimde çanlarını çalarken  albümü yapma kararını aldım. Çünkü birileri adam gibi yapmalıydı bu işi ben de bu niyetle başladım yolculuğa.Yaklaşık 2 yıl süren çalışmalardan sonra  ki bu süre imkansızlıklardan ve camiamızın bu işlere bakış açısından uzamıştır, Yollar Da Topraktandır...İnsan Da... adlı albümümüzü piyasaya çıkartabildik.


Yaptığın müziği nasıl tanımlıyorsun.
Genelde aranjede de bağlama merkezli bir müzikal saund üzerine çalışılmış.

Yaptığım müziği modern türkü diye tanımlayabilirim. Çünkü eserlerimizde Anadolulun bağrından kopan  çığlıklar sancılar var. Artık bizler bağlamalarımızla büyük şehirlerde söylüyoruz türkülerimizi ve şehirler şekil veriyor sevdalarımıza ve kavgalarımıza..Ozanlık denilen şey bir dert taşımak ve bunu insanlara aktarmaksa bizim yaptığımız şey bence modern manada budur. Daha öz bir yaklaşımla senin söylediğin gibi kent ozanlığı tabiri düşüncelerim için çok uygun bir tanımdır. Aranjelerimde bağlamaya çok geniş yer verdim. Çünkü ihmal edildiğini ve birilerinin tekelinde şekillendiğini gördüm. Bunu aşmak, bağlama böyle de kullanılabilir demek istedim. Klasik kullanımdan biraz uzak durdum. Bazı eserlerde buzuki gibi çaldık bağlamayı, bazılarında sitar gibi. Biraz da isteyerek gitarları saundun içine gömdüm. Çünkü ilk albüm biraz da çizgimizi ve üslubumuzu belli etme açısından önemliydi.


Kimi eserlerde protest söyleme eklemlenen sözler mevcut.
Müzik-protesto ilişkisi bağlamında senin müziğin nerede duruyor?

Doğrudur bazı eserlerimde bir dert yanma vardır. Ama kesinlikle protest tavrın bağlayıcılığı beni sınırlandırmamıştır. Çünkü ben eserlerimi kendime has bir anlayışla yapar ve yorumlarım. Ve sergilediğim bu tavır asla sloganikleşmez, bunun için protest deyip te yaptığım işi çok dar kalıplara hapsetmekten imtina ederim. Bir derde tercüman olmakla, eczacılık yapmak arasındaki fark gibi bir şey bu bence. Müzik protesto ilişkisine gelince müzik protest söylemler içerebilir bence.
Ama şu gerçeği göz ardı etmemek lazım tabi protest söylem hükmünü yitirince müziğin durumu ne olacaktır? Bu gerçeği ve sonucu göz önünde bulundurarak yapılmalı yapılan işler. Protest müzik denilen tanıma gelince geçici bir heves gibi geliyor bana, çok sloganik ve sanat derdi taşımaktan uzak. Çünkü burada müziği protest bir tavıra alet etmek söz konusu. Bu da müziği uzun süre dinlenilir olmaktan çıkarıp işlevsiz hale getiriyor bence. Tarihte bilinen ilk şarkı Mısır’da Kufu Ank diye bir fülütçü tarafından M.Ö. 2500’lerde yapılmış ve şarkının adı Lanet Olsun Rüzgarla Gelen Vebaya...biz bugün bu şarkıdan M.Ö 2500’lerde Mısır’da bir veba salgını olduğunu anlayabiliriz. Ama günü birlik protest tavırlardan kuşaklar sonrasına ne anlatacağız, kime ne miras bırakacağız müzik adına. Sözün özü bu bağlamda müziğin duygusal ve toplumsal yanı kadar bilimsel yanı da göz ardı edilmemeli.


Albüm kapağından bir çok kişinin ismini  anmakla birlikte eski Düş Sokağı Sakinleri grubundan Murat Çelik’e de özellikle teşekkür ediyorsun. Murat Çelik’in, senin müziğinin şekillenmesinde ayrı bir katkısı oldu mu ?

Murat abi benim hayatımda çok ayrı yeri olan özel bir insan. Duruşuyla ve hayatı anlayışıyla ideal bir örnek. Uzun bir süre aynı ofisi paylaştık kendisiyle. Onun müziğe bakış açısı ve toplumun ayak diremesine rağmen en iyisini yapma çabası beni çok etkilemiştir. Bir profeyonel  olmasına rağmen bir öğrenci gibi sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar melodilerin arasında gidip gelmesi bana çok büyük azim vermiştir. İlk nota derslerini de kendisinden aldım aynı zamanda. Ondan öğrendiğim birçok şeyi ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle hayata geçiremedim bu albümde. Ama Allah nasib ederse ikinci albüm bu bağlamda çok farklı bir çalışma olacak. Albümün şekillenmesinde katkıları oldu tabi ki. Yan flüt ve saksofonları çalan arkadaşım İrfan, gitarlarımı Çalan sevgili Uğur varol hep onun tavsiyeleri.


Toplunun genel anlamda popüler kültürün etkisi altında kaldığı, muhalif müzik hareketlerine ilginin boyut değiştirdiği bir zamkan diliminde sen kendi müziğin açısından nasıl bir yol haritası çiziyorsun?

Ah ah nasıl bir derttir bu kardeş. Ben ülkemizde dinleyicilik ve eleştiri manasında bir kültürün tamamen oluşmadığını düşünüyorum. Çünkü müzik yapan insanlar için medya hem bir dert hem büyük bir nimet..Böyle olunca da çık işin içinden. Bizler yaptığımız işleri bir şekilde insanlara aktarmak derdindeyiz ama medya bir kısım demiyorum bilerek bu durumda bize ilgisiz. Çünkü çok yakışıklı olmadığımız gibi bir gece hayatımız ve her gün toplumun karşısına başka bir biçimde çıkacak kadar çok yüzümüz yok.
Biz genelde yaptığımız işle tanınma derdinde olan, tırnaklarımızla kazıyarak bir yerlere gelmeye çalışan, toplumun içinden uzaklaşarak değil bilhassa topluma kalite sunmak için çabalayan insanlarız. Bu da popüler kültürün dayattığı yozlaştırma anlayışından çok uzak. Büyük değişiklikler, çok küçük adımlarla başlar. Zamanında sen de küçük bir adım, yüzlerce sıkıntı ve çok kötü piyasa koşullarında başladın bu işe. Ama müzikal manada bir miras devralamama sıkıntısı ne anlama gelir bunu fazlasıyla yaşamışsındır. Ben sizlere oranla biraz daha şanslı görüyorum kendimi çünkü sizler varsınız.
Elbette ki benim de derdim sizler gibi bir miras bırakabilmek müzikal anlamda. İçinde ne kadar çok Allah kelimesi geçerse o kadar İslam’i sayılan, üç gün dedim beş gün dedim niye tekkeye gelmedin gibi sözlerle bu insanlarla alay mı ettiği, yoksa onlar için müzik mi yaptığı belli olmayan, bir şarkı sonrasında alkışlamak helal midir, haram mıdır diye sorgulayan çok ilginç süreçleri hep beraber geçtik. Bir de madalyanın diğer yüzünde oluşan bilinçsiz bir popülarite var, bunu da iyi irdelemek lazım. Dünyanın bir ucundan gelip bu ülkede hip hop tarzı ilahiler!!  söyleyerek bize dayatılan bir popülarite var. İlk bahsettiğimiz popüler kültür bize dayatmalarını yaparken, toplumu biraz daha yozlaştırmak ve duyarsızlaştırmak derdi taşıyor. Ya bu bahsettiğim ikinci dayatılan popülarite, ona ne demeli ve onu nasıl değerlendirmeliyiz.
İşte bu noktada ben kendimi müzik yapmaya mecbur hissediyorum. Nerden, kim tarafından dayatılırsa dayatılsın, kim tarafından dinlenilirse dinlenilsin, popüler kültür bizim kültürümüz değil. Ben anladığım ve bildiğim gibi türkülerimi, bir fidan gibi dikeceğim dayatılanların karşısına.. Belki bir gün bir ormanımız olur.


MÜZİSYEN ADEM TUZCU İLK ALBÜMÜNÜ ÇIKARDI

Sesin kayıt altına alınabilmesi sürecine koşut olarak müzik-popüler kültür ilişkisi de birbirini besleyen olgular olarak geliştiler. Ancak dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de bu ilişkinin dışında kalmayı tercih eden ve muhalif bir müzikal damara eklemlenmeye çalışan yapımlar da ortaya çıkıyor. İşte müzisyen ADEM TUZCU’nun kısa bir süre evvel  vitrinlerde yerini alan YOLLAR DA TOPRAKTANDIR... İNSAN DA... (Adım Prodüksiyon) isimli albümü bahsettiğimiz bu muhalif mevziye yerleşmeye aday bir yapım. Kendi bestelerinin yanı sıra, albümünün müzik yönetmenliğini üstlenen TURGAY YILMAZ’ın iki ve benim de üç bestemi albümüne alan ADEM TUZCU, söyleşiden de anlayacağınız gibi müzikal anlamda nerede durduğunun farkında olabilen nadir müzisyenlerden.. Bazı bestelerinin sözlerini kendisi yazdığı gibi, albümde yer alan iki eserin sözleri de şair İBRAHİM H. GÜNDOĞDU’ya ait. Aranjelerini LEVENT ASLAN’ın yaptığı albüm, bağlama merkezli saundu ile 90’lı yılların özlediğimiz tınılarını getiriyor sanki. Albümde yer alan bestelerin özgünlüğü, aranjenin abartısız ve sizi hemen içine alan sıcak saundu ve ADEM TUZCU’nun sağlam okuyuşu ile YOLLAR DA TOPRAKTANDIR.. İNSAN DA kaçırılmaması gereken bir çalışma..
Tüm haklar saklıdır. © Milli Gazete 2005

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Başlıklar