Ana Sayfa  /  Makaleleri  /  Mengene
  • Facebook da Paylaş
  • 07-06-2013
  • 0 yorum
  • 1577 okunma
Mengene

 

 

Gitmek üzereyken ellerim çok üşümüştü;

Önüne kattığı her şeyi kuru bir yaprak gibi uçuran soğuk rüzgardan kaçarak yeni girmiştim kapıdan içeri.Parmağımı elektrik düğmesine uzatırken aklıma cep telefonumu çay ocağında masanın üstünde unuttuğum geldi...

Olsun dedim ,bu saatten sonra kim arayacak ki...

Dudağımda yarısı kül olmuş bir sigarayla üzerimdekileri çıkartmadan öylece oturdum sandalyeye.

Belki bir dakika

Belki bin...

...

...

Parmak uçlarım ısındıkca karıncalanıyordu,

parkamda bir tutam kül,

elimde çoktan sönmüş bir izmarit

Ve ağzımda tüküre tüküre çıkartamadığım bir kıl vardı...

Dilim o kadar ağırlaşmıştı ki kendime bile laf söylemeye üşeniyordum.

Sahi neden karanlıkta oturuyorum diye sordum kendime.

Perdeyi biraz aralayıp sandalyemi camın önüne çektim.

Rüzgar karanlığın kasvetiyle yaman bir kavgaya tutuşmuş.Önüne geleni taşıyıp duruyor ordan oraya.

Sonra derin bir iç geçirerek sigara paketime uzandım. Onuda unutmuştum bir yerlerde.

Sigara yoktu,

Çay yoktu

Ve çok soğuktu...


Bırakmalıyım bu mereti . Hele bu son zamlardan sonra içmek aptallıktan başka bir şey değil dedim her zam sonrası dediklerimi hatırlamak istemeden.


Karanlığı yarıp gökyüzünde ucube bir renk düellosuna dönen havai fişek parıltısı kendimle olan sohbeti böldü, tam sövüp sayacakken kapının önüne yaklaşan bir ambulansa dikkat kesildim.

Arka kapılar açıldı birileri sedyeyle uğraşıyordu, birileri etrafa komutlar yağdırıyordu ve yüksek binaların arkasında gökyüzünde havai fişekler patlamaya devam ediyordu...


Yolda önümde yürüyen gölgeye benzer , kaşı gözü sarılmış, saçları dağılmış,ellerinde parmak ucları yırtık eldivenleri olan birine takıldı gözlerim. Nereye gittiğini bilmeden öylesine emin adımlarla yürüyordu ki dar sokaklardan, dik merdivenli mahalle aralarından, yolun sokaklambalarının olmadığı tarafından.

Aynı yöne gittiğimizi unutup takılmıştım peşine.Bir ara kendisini takip ettiğimi düşünmüş olacak ki adımlarından sezdim tedirginliğini.

Hızlıca yürüyordu ve birden duruyordu.

Sonra da gülüyor....gülümsüyordu


Camın kenarında duran menekşelere baktım, o kadar uzun zaman olmuştu ki onlarla göz göze gelmeyeli, karşılarına geçip aptalca bir muhabbete yeltenmeyeli...

Menekşelerle konuşacakmışsın derler;

Biz insanlarla konuşamamaktan dert yanarken otlarla konuşmak ...


Yüz yirmi yedi parça boncuklu ipten oluşan perdenin boncuk sayısını saymaya başladığımı fark edince acaba şizofren belirtisi mi bunlar diye sordum kendime.Kırk yedi dikey demirden oluşan balkon korkuluğu, yüz sekiz basamaktan sonra ulaşılan ev, otuz beş ince dilimli tahtadan bir kapı...

İlk sevgilime hava atmak için yaptıklarım geliyor aklıma.

Arabayı kaçırıp lisenin önünde az kalsın kızı eziyordum.


Ama ben lambayı yakmamıştım ki ...


Kapı zili gibi bir şey duydum emin olmadan. Bekledim biraz tekrar çalsın diye.

Kalktım kapıya yöneldim ne kadar da hafifti ayaklarım. Sanki biraz önce soğuktan donmak üzere olan ben değildim.

Kapıyı açtım gecenin bu vaktinde kim o ? diye sormadan

Gelen babamdı.

Elinde bir paket yeni harman sigarası ve bir termos çay vardı.

Selamsız sabahsız bir göz göze geliş ardından ayakkabılarıyla içeri girdi babam.

Camın önünde ki menekşelere baktı...

Sonra beni iyice süzdü.

Ve sandalyeme oturdu.

Ben sandalyenin yanında dikiliyordum.

Babamın ağzından çıkacak bir kelimeye öylesine hasret bir halde bekledim.....bekledim.

Dakikalarca öyle durdu, sanki kapıda olup bitenleri seyrediyordu.

Sonra birden duvar saatine baktı,

Termosu ve sigarayı yere bıraktı.

Gözlerimin içine baka baka kapıyı kapatıp gitti.


Bu ampulün içende parlayan şeyde ne böyle?


Ne olduğunu, neden böyle olduğunu anlamaya çalışarak oturdum. Termosun kapağına çay doldururken babamın sıcaklığını hissederek gözlerimin yaşardığını fark ettim.

Havai fişekler patlıyordu, ve ben ambulansın ışıklarını havai fişek ışıklarından ayır etmece oynuyordum...


Elime değen bu sıcaklık ne?

Acaba açık cam mı vardı evde.Ellerim ısındıkça karıncalanıyor ama ayak parmaklarımın ucundan soğuk bir rüzgar esiyor gibi.

Bir fırça sapı ya da uzun bir çubuk bulsam da şu köşede ki örümcek ağlarını temizlesem diyorum içimden.

Bu halı yıkama firmasıyla bir daha iş yaparsam Allah belamı versin,

Kredi kartlarını kırıp attım diye başıma gelenlere gülüyorum bıyık altından.

Geçen gün boğaz köprüsünün üstünde benzinim bittiğinde ne rezillik yaşamıştım.Köprü polisi intihar edeceğimi zannetmişti de üzerime atlayıp beni etkisiz hale getirmişti ....


Göğüs kafesimi mengenede sıkan kim?

Bilmediğim bir lisanı konuşan bu kalabalık neyin nesi?

Baba nerdesin.......




YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Başlıklar