Ana Sayfa  /  Röportajlar  /  Kardeşlik Çağrısı / Kızgın Yürek
  • Facebook da Paylaş
  • 07-06-2013
  • 0 yorum
  • 3034 okunma
Kardeşlik Çağrısı / Kızgın Yürek

* Müzik gerçekten evrensel bir dil, hangi dilden olursa olsun, bir ezginin dilinden bir insanın duygularını anlıyoruz. Bir melodinin, neşeyi mi, hüznü mü anlattığını her insan melodinin tınısından anlayabilir. Kuşkusuz insanın kullandığı bütün iletişim yollarının temel bir çıkış noktası var.

* Müzik; tartışmasız insanlığın en yaygın inanç formuna dönüşmüştür. Bugün dünyanın dört bir yanında müzik konserlerine gösterilen inanılmaz ilgi, ilgi olmaktan öte bir tapınmayı sergilemektedir. İnanılmaz kalabalıklar, iç dünyalarında meydana gelen boşluğu, karşıt bir çılgınlıkla, trans haline gelerek bu yolla motive olmaya çalışmaktadırlar. Bu görüntü bir eğlenceden çok bir tapınma ritüeline benzemektedir.

* Müzik bir vakıa olarak geniş kitleleri bir yöne doğru sürüklemektedir. Kitlelere, müzik aracılığı ile farkında olsunlar ya da olmasınlar batı tarzı bir yaşam şekli, bir hayat anlayışı verilmektedir. Bu kitlenin içinde biz ve çocuklarımız da var. Şahsen biz Kardeşlik Çağrısı'nın üçüncü albümüne karar verirken, özellikle, neslimizi kasıp kavuran, adeta dinleşen müziğe karşı bütünü ile savunmasız, alternatifsiz kalmamanın bilinci ile hareket ettik. Gerçekten denizde damla misali de olsa, bu alanda sürekli bir gayret ve üretkenlik içinde olmamız gerektiğine inanıyoruz.

* Eserleri biz seçmiyoruz, yaşanan acılar getirip önümüze koyuyor. Duyunca sarsıldığımız olaylar yaşanıyor çevremizde. Beni gör, beni anla, beni unutma diyen savaşçılar, önderler, şehitler son bir bakıştan sonra şairin dediği gibi " beyaz atlara binip" gidiyorlar. Aramızdan gidiyorlar diyemiyorum, çünkü bırakın aralarında olmayı yakınlarında olduğumuz bile şüpheli!! Bizimkisi işte böyle bir utancın özrü kabilinde gidenlere bir merhaba demek! Evet yazık ki gelenlere değil ancak gidenlere yetişiyoruz. O kadar çok giden var ki!! Ve bizim müziğimiz gidenlerin son bakışıdır.

* Müziği gülmek ve ağlamak sarmalında bir duygu temelinde tanımlayan bir insan olarak elbette gülmenin müziği olsun isteyenlerdenim. Keşke diyoruz sevgiyi mutluluğu resmetsek. Annelerinin kucağında parçalanmış çocuk cesetleri yerine, annelerinin elini tutmuş güle oynaya mutlu çocukların yaşadığı bir dünyayı resmetmeyi kim istemez?! Bütün kavganın bir nedeni de bu değil mi? Dünyayı vahşete kana bulayan zorbalar aradan çekilirse, insanlar acılarını unutmaya hazırlar, onca ağır bedele rağmen, Müslüman halklar tebessüm etmeye, gülmeye, mutlu olmaya, ölümün soğuk yüzünün kararttığı gecelerden kurtulmaya hasretler. 

* Doğrusu ben de kendi adıma bu önerileri tartışmaya ve düşünmeye değer buluyorum. Gönül ister ki geniş bir sanatçı profilimiz olsun, çok çeşitli, çok yönlü çalışmalar yapılsın, halk müziğinden sanat müziğine, özgün müzikten protest müziğe eserler verilsin. Dinleyicinin geniş bir tercih yelpazesi olsun. Ama takdir edilmeli ki, albüm yapan çok az sayıda sanatçı kardeşimiz var. İlk elden aklıma gelen ve severek dinlediğim Ömer Karaoğlu, Taner Yüncüoğlu, Grup Yürüyüş, Grup Mavera, Adem Tuzcu, Seyfullah, Mikail gibi parmakla sayılacak insanımız var.

Kızgın Yürek adıyla yeni albümünü yayınlayan Kardeşlik Çağrısı’ndan Yaşar Burak’la müzik ve kendi çalışmaları üzerine konuştuk.

"BİZİM MÜZİĞİMİZ GİDENLERİN SON BAKIŞIDIR"

- Genel anlamda müziği nasıl tanımlıyorsunuz? Müziğin yaşamınızdaki yeri ve hali nedir?

- Müzik gerçekten evrensel bir dil, hangi dilden olursa olsun, bir ezginin dilinden bir insanın duygularını anlıyoruz. Bir melodinin, neşeyi mi, hüznü mü anlattığını her insan melodinin tınısından anlayabilir. Kuşkusuz insanın kullandığı bütün iletişim yollarının temel bir çıkış noktası var. Bu temel başlangıç noktası insanın şekillendiği çevre ile yakından ilgilidir. Ekonomiden sosyal yapıya, düşünceden tarihe, ahlaktan eğitime, en geniş anlamı ile bir çevreden söz ediyoruz.

Bugün nasıl bir çevrede yaşadığımız malum, sözüm ona varlığını tarafsızlığı ile kanıtlayan bilimin bile ideolojileştirildiği bir dünyada genelde sanatın, özelde müziğin temiz kaldığını düşünmek saflık olur.

- İnsanlık bu ilmi yaşamın her alanında kullanıyor. Olumlu olumsuz birçok etkisi var. Bir yandan genç kitleleri arkasından sürükleyen pop ilahları (!) öte yandan devlet otoritelerinin marş, türkü ve bandolarla hükmettikleri kitlelerin zihinlerinde uzun yıllar bıraktıkları etki. Sizce müzik sadece eğlence amaçlı mıdır?

- Çoğu zaman en aşırı fanatizmi bilimde, bilim insanında görüyoruz. Sözde bilimsel araştırmaya, özgür düşünceye dayandığı, gözlem ve deneyle kanıtlandığı iddia edilen bilimin çağın zorbalarınca pervasız bir ideoloji olarak kullanıldığını artık hepimiz bilmekteyiz. Bilime nispetle iddiasız olan, daha çok eğlence kültüründe kullanılan müziğin insanlığı bir kalıba sokmak için kullanılmadığını düşünmek nasıl mümkün olabilir.

Müzik; tartışmasız insanlığın en yaygın inanç formuna dönüşmüştür. Bugün dünyanın dört bir yanında müzik konserlerine gösterilen inanılmaz ilgi, ilgi olmaktan öte bir tapınmayı sergilemektedir. İnanılmaz kalabalıklar, iç dünyalarında meydana gelen boşluğu, karşıt bir çılgınlıkla, trans haline gelerek bu yolla motive olmaya çalışmaktadırlar. Bu görüntü bir eğlenceden çok bir tapınma ritüeline benzemektedir.

Müzik bugün hem kültür olarak hem de sektör olarak batının barajlarına akan büyük bir nehirdir artık.

- Kardeşlik Çağrısı müzik yaparken hangi duygularla hareket ediyor?

- Müzik bir vakıa olarak geniş kitleleri bir yöne doğru sürüklemektedir. Kitlelere, müzik aracılığı ile farkında olsunlar ya da olmasınlar batı tarzı bir yaşam şekli, bir hayat anlayışı verilmektedir. Bu kitlenin içinde biz ve çocuklarımız da var. Şahsen biz Kardeşlik Çağrısı'nın üçüncü albümüne karar verirken, özellikle, neslimizi kasıp kavuran, adeta dinleşen müziğe karşı bütünü ile savunmasız, alternatifsiz kalmamanın bilinci ile hareket ettik. Gerçekten denizde damla misali de olsa, bu alanda sürekli bir gayret ve üretkenlik içinde olmamız gerektiğine inanıyoruz. Bunu söylerken, bu alanda çok yetersiz olduğumuzu, amatör olduğumuzu, bu işin hakkını veremediğimizi unutuyor değilim.

- Eserleri seçerken bir kriteriniz var mı? Repertuarınız işin doğal seyri içinde kendiliğinden mi oluşuyor? Yeryüzünde olup bitenler müziğinize ne kadar yansıyor?

- Eserleri biz seçmiyoruz, yaşanan acılar getirip önümüze koyuyor. Duyunca sarsıldığımız olaylar yaşanıyor çevremizde. Beni gör, beni anla, beni unutma diyen savaşçılar, önderler, şehitler son bir bakıştan sonra şairin dediği gibi " beyaz atlara binip" gidiyorlar. Aramızdan gidiyorlar diyemiyorum, çünkü bırakın aralarında olmayı yakınlarında olduğumuz bile şüpheli!! Bizimkisi işte böyle bir utancın özrü kabilinde gidenlere bir merhaba demek! Evet yazık ki gelenlere değil ancak gidenlere yetişiyoruz. O kadar çok giden var ki!! Ve bizim müziğimiz gidenlerin son bakışıdır. O bakışlarda öyle bir okyanus derinliği var ki; biz damlasını size resimleyebiliyorsak ne mutlu. Filistin'den Çeçenistan'a, Nasrallah'tan İmad Muğniye'ye bu çağın azizleri, bu çağın Hüseyinleri var yaşadığımız dünyada! Bu insanların yanında olmak, Muhammed'in (sav) bizzat yanında olmak gibidir. Oysa biz sadece def çalıyoruz!!!

Mustafa İslamoğlu hocamızın yazdığı Kızgın Yürek şiirini okur okumaz, buna bir beste yapmalıyım demiştim. Gerçekten çok güzel bir şiir. Bu albüme adını veren bu şiiri besteledikten sonra şiirin ustası muhterem Mustafa islamoğlu hocamızdan izin istemek gerekiyordu. Ve çok sevdiğim ağabeyim Burhan Kavuncu bey sağolsun aracı oldu. Mustafa İslamoğlu hocamızdan bu eseri bestelemek izni için görüşme talebinde bulunduk. Mustafa hocam; bizim kendilerine gidip görüşmemize dahi gerek olmadığını ifade ettikten sonra öylesine güzel, insanın ruhunu ve maneviyatını harekete geçiren öyle anlamlı bir cümle ile izin verdi ki burada kendilerine bu vesile ile bir kez daha hürmetlerimi sunuyorum.

Ve Üstad adlı eseri yazan genç şairlerden kardeşimiz Ayhan Yavuz Açıkgöz, hem eserini hem de duasını esirgemedi bizden. Özellikle muhterem annesinin duaları bizim için hiçbir yerde bulamayacağımız bir hazine. Allah kendilerinden razı olsun.

Diğer eserlerin sözleri bize ait. Mustafa hocamızın tavsiyesi üzere "Kendi yazıp kendi okuyan" durumuna düşmenin artık önemli bir eksiklik olduğunu biliyorum. Sözleri kendimiz yazmak yerine şairlerden almalıyız. Çünkü onlar yazıyorlar şiiri. Bu tavsiyeyi aldık inşallah!

- Bestelerinizden çoğu zaman yoğun duygular yaşadığınızı anlıyoruz. Genelde ağıt ve temenni havası hakim bestelerinize. Yani ağlamaklı bir hal var. Belki de özellikle grupta sizin sesinizin verdiği bir duygudur bu. İnsanı hüzünlendiren bir sesiniz var. Bunun yanında elbette umut veren direnişe davet eden eseler de var. Müziğinizdeki bu hüznü neye bağlıyorsunuz.

- Müziği gülmek ve ağlamak sarmalında bir duygu temelinde tanımlayan bir insan olarak elbette gülmenin müziği olsun isteyenlerdenim. Keşke diyoruz sevgiyi mutluluğu resmetsek. Annelerinin kucağında parçalanmış çocuk cesetleri yerine, annelerinin elini tutmuş güle oynaya mutlu çocukların yaşadığı bir dünyayı resmetmeyi kim istemez?! Bütün kavganın bir nedeni de bu değil mi? Dünyayı vahşete kana bulayan zorbalar aradan çekilirse, insanlar acılarını unutmaya hazırlar, onca ağır bedele rağmen, Müslüman halklar tebessüm etmeye, gülmeye, mutlu olmaya, ölümün soğuk yüzünün kararttığı gecelerden kurtulmaya hasretler.

Müzik neşenin, mutluluğun dili olsun, olmasını isteriz ama en unutulmaz nağmelerin, en sarsıcı melodilerin kaynağında da acı ve hüzün vardır. Kimi zaman melankolik olsa da! İnsan belli ki yaşadığı sürece, acıyı ve hüznü dost-yoldaş edinmeye devam edecektir. Bazen olsun diyorum; hüzün acı da olsun insan da. İnsanın bu acılardan çıkardığı dersin insanı taşıdığı erdemler düzeyine bakınca, bu acılara değmiş dediğimiz de oluyor. Bu anlamda insanın severek edindiği derde, tercih ettiği hüzne diyeceğimiz yok. Belki saygı duyulacak tarafını bulmak gibi bir sorumluluk biner sırtımıza! Ama bizim yaşadığımız hüzün değil, dert değil, acı da değil. İnsanlık; inanan inanmayan bütün insanlık kesintisiz bir cinnet hali içinde, vahşet içinde seyircileştirildi. Arenalarda gladyatörlerin birbirini boğazlamasını canlı olarak izleyen bir uygarlığın çocukları, bugün bütün dünyayı büyük bir arenaya çevirdiler. En dehşet yönü bu arenada çocukların kurban edilmesine alıştırılıyor insanlık. Dinli dinsiz her insanın koruduğu son kale! Çocuklar. Çocuklar da öldürülüyorsa, onlara bile acınmıyorsa, artık ne kaybedecek bir şey ve ne de yaşanacak bir dünyadan söz edilebilir.

- Anladığımız kadarıyla üçüncü albümünüz Kızgın Yürek'e tepkiler genelde olumlu yönde. Size gelen tepkiler nasıl?

- Malum bizim camianın dağıtım gibi aşılmaz, çözülmez bir sorunu var. Albüm çok az yere ulaştı, buna rağmen çok sayıda dinleyici bize görüşlerini yazıyor. Genel olarak çok olumlu tepkiler alıyoruz, insanlar beğendiklerini söylüyorlar. Bu arada eleştirenler de var. Albümü artık sıradanlaşmış sesler olarak zevksiz bulan dinleyiciler de var. Hepsine muhabbet ediyorum, teşekkür ediyorum. Üzerinde hep beraber düşünmemiz gereken eleştiri ve öneriler de var.

Doğrusu teknik açıdan bizi hırpalayacak eleştiriler de bekliyordum. Bu anlamda ciddi bir eleştiri gelmedi. Anladığım kadarı ile dinleyici belki de haklı olarak daha çok sözlere odaklanıyor, mesaja bakıyor.

Grubun gerek ikinci albümü, gerekse Kızgın Yürek adı ile çıkan bu son albüme ilişkin dinleyici yorumlarında az önce sözünü ettiğim ciddiye almamız gereken, göz ardı edemeyeceğimiz türden bir yorumu da yeri gelmişken cevaplamak istiyorum. Bazı kardeşlerimiz, ki sorularından bu kardeşlerin müzikle daha yakından ilgili olduklarını düşünüyorum, bize neden hep marş formunda eserler yaptığımızı, niçin halk müziğinde var olan, mubah hatta kimi anlam itibariyle inancımızın motifleri ile sağlam örülmüş eserleri okumadığımızı sormuşlar.

Doğrusu ben de kendi adıma bu önerileri tartışmaya ve düşünmeye değer buluyorum. Gönül ister ki geniş bir sanatçı profilimiz olsun, çok çeşitli, çok yönlü çalışmalar yapılsın, halk müziğinden sanat müziğine, özgün müzikten protest müziğe eserler verilsin. Dinleyicinin geniş bir tercih yelpazesi olsun. Ama takdir edilmeli ki, albüm yapan çok az sayıda sanatçı kardeşimiz var. İlk elden aklıma gelen ve severek dinlediğim Ömer Karaoğlu, Taner Yüncüoğlu, Grup Yürüyüş, Grup Mavera, Adem Tuzcu, Seyfullah, Mikail gibi parmakla sayılacak insanımız var. Biz Kardeşlik Çağrısı olarak, bir önceki albümle şu son albüm arasında geçen bir buçuk yıllık bir zaman diliminde yaşadığımız acıları düşündüğümüzde bu acıları değil bir albüme belki onlarca albüme sığdıramayacak kadar yoğun yaşadığımızı gördük. Hangi acıya ağlayacağımızı şaşırıyoruz. Çok arzu ettiğimiz halde dile getiremediğimiz acılar bir yana, hızına bile yetişmekte aciz kaldığımız vahşetler zinciri yaşanmaktadır Ortadoğu'da. İçerde yaşadığımız öyle acılar var ki, bu acıları dile getirmek bile bir başka acı! Yani diyeceğim türkü söylememize çok da fırsat kalmıyor.

- Son albümünüzün muhakkak bir perde arkası vardır. Kimlerle çalıştınız? Albümdeki teknik kadrodan kısaca söz eder misiniz?

- Başta Yusuf Can sonra da şahsım bu albüme bu defa cidden çok daha fazla emek sarfettik. Yusuf ciddi bir müzik yönetmenliği sınavı verdi. Ve dinleyici tepkilerinden de anlaşılıyor ki Yusuf, bu yönetmenlik işini başardı. Bu albümde emeği geçen çok değerli insanlar var. Grubun gizli kahramanları var. Teknik ve moral desteği ile Nihat Kocabay; sesi, sazı ve umudu ile sevgili Davut Öner, o şimdi gerçekten kışlada asker! Ve Kıyasettin Sözen. Çok dinlendirici bir sesi var. Peker Kardeşler zaten albümün teknik mühendisleri. Elinize aldığınız albümün son kapaklı hali ki albümün dinleyici ile buluştuğu andır. İşte o anki görüntü, yani albümün kapağı, daha doğrusu gelinliği, mükemmel bir grafik tasarımı ile sevgili Necmettin Asma'nın el emeği, göz nuru ile oluştu. Hepsine teşekkür ediyorum.
- Son olarak neler söylemek istersiniz?

- Her albümde olduğu gibi yine bu albümde de Haksöz camiası iletişim imkanları ile bizi tereddütsüz kucakladı. Başta albüm tanıtımı olmak üzere yapabilecekleri her imkanı önümüze serdiler. Bu söyleşi bu imkanlardan biridir. Gerçekten bu albüm gayretli çalışmalarla ufkumuzu açan gayretli Müslümanların mücadelesinin bir ürünüdür. Şehidi anlatmak ile bizzat şehid ve şahid olmak nasıl kıyaslanabilir. Bizim anlatmayı bile ne derece başardığımız ortada iken elbette asıl olanı burada anmamız gerekiyor! İslami mücadeleden, gayretli Müslümanların gayretlerinden beslenen bu albüme bizim yaptığımız sadece son bir şekil vermektir. Hakikatte bu albüm onlarındır ve biz bunun bilincindeyiz. Bize sunduğunuz bu fırsatlar için en içten duygularımla teşekkür ediyorum.

(Röportaj: Necmettin Asma / Haksöz Haber)

 
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Başlıklar