Ana Sayfa  /  Makaleleri  /  İnsan Evren İlişkisinin Mülkiyet Çelişkisi.
  • Facebook da Paylaş
  • 07-06-2013
  • 0 yorum
  • 1587 okunma
İnsan Evren İlişkisinin Mülkiyet Çelişkisi.

Biraz coğrafik bilgi üzerinden sosyolojik çözümler yapalım. Dünya nüfusu son verilere göre 6 milyar altı yüz kırk beş milyon civarında.814 milyon 578 bin km2 lik yüzölçümü olan dünyamızın 149 milyon 300 bin km2 lik kısmı karalardan oluşuyor.Ve bu karasal alanında %11 ini yani 16 milyon 423 bin km2 lik kısmını her geçen gün deliğinin çapını büyütmek için inanılmaz gayretler gösterdiğimiz ozon tabakasının sonucu olarak küçülen buzullar oluşturmaktadır.

 

Yani dünya üzerinde yaşanılabilir kara parçası diyebileceğimiz alanın büyüklüğü 132 milyon 877 bin km2 dir. Ortalama bir hesapla bir ailenin dört kişiden oluştuğunu düşünürsek dünya üzerinde yaklaşık 1 milyar 661 milyon aile yaşamaktadır. Yani yatay bir paylaşım yapıldığında aile başına 80 m2 lik bir pay düşmektedir. Ortalama beş katlı binalarla inşa ettiğimiz bir yeryüzü düşünürsek dünya üzerinde işyerleri, fabrikalar,okullar için gerekli alanı da ayırıp herkesi toprak sahibi yapmış oluruz. Ormanlar için ve el değmemiş bir doğa için kocaman bir alanı da üzerinde zihinsel tasavvur yapmadan kenarda bırakmış oluruz.

Şimdi ister maymundan geldik diyelim, ister yaratıldık diyelim. İki düşüncenin de kaçışı yok. Ben bu arzda bir toprak parçasının sahibiyim demek; burayı yani belirtilen alanı ilk ben ya da benim sülalemden biri işgal etti demektir. Hiç kimse elinde bir tapu senediyle doğmadığına göre durum ne yazık ki böyle. İşgal edilerek mülk edinilmiş toprak parçalarının altı bir dert üstü bir dert. Şöyle bir muhabbet düşünelim -Kimin bu arazi -Benim -neresi senin. Altımı üstümü. Eğer her ikisiyse cevabın ne kadar altı ve ne kadar üstü senin kardeşim. Magma tabakasıyla atmosfer arasında bir arsa sabibi olduğunu iddia edecek kadar terbiyesiz olmadığın ihtimalinden yola çıkarak soruyorum bu soruyu yanlış anlama. -eeee………. Kardeşim bu arsa benim diyememem için eline verilmiş şu tapumudur bütün güvencen. Para verip aldım ,deme salaklık yapmışsın derim sana. Kandırmışlar seni derim. Kimin malını kime satıyor ilk işgalci bireylerin son nesilde ki temsilcileri.Ya da kimin malından hangi mantıkla emlak vergisi yada bilmem ne vergisi alıyor devletler.Dedenin bilmem kaçıncı kuşak öncesi deden bu arsaya gelip çadır kurdu diye mi senin burası yani demek istediğin bu mudur?

O zaman yağmur da benim kardeş. Arsana düşen yağmurun parasını ver. Güneşten dolayı abime olan borcunu öde. Var mı öyle beleşten benim yağmurumdan faydalanmak abime veresiye yazdırmak. Ben daha burasındayım mevzunun. Neden gidipte beyaz sarayın üzerine yapıldığı toprak parçasından bir hak iddia etmeyeyim. Bundan beni alı koyan şey nedir.Dedelerimden birinin o toprak parçası üzerinde çadır kurmaması mı yada 500mt dikenli tel alıp kazıklarla çevirmemesi mi? Bu nasıl bir işgal zihniyetidir ki nesilden nesile aktarılabiliyor. Ve miras olarak devredilebiliyor. Bu arz kimsenin değil. Parayla alınıp satılamaz. Hiç kimse bir toprak üzerinde hak sahibi olamaz. Tıpkı güneşte, bulutta, yağmurda olamadığı gibi. Hiç kimse binlerce metre karelik toprakları gayri menkul yatırımı yapmak gibi bir amaçla tekeline alıp yıllarca ekilmemiş, sürülmemiş bırakamaz.

Çünkü toprak ortada emek harcanıp kazanılan paranın alım gücüne eş değer sayılabilecek bir mal olarak durmuyor. Ve insan emek ve enerji harcayıp üretmediği bir şeye rayiç belirleyebilecek kadar haddi aştığının farkına varacak gibi görünmüyor. İnsanoğlu ne zaman ki toprağı tekelinde ki bir mal gibi kullanmaya başladı.Ve bilinçaltında ki karmaşık yapıyı karmaşık şehirleşme olarak uygulamaya geçirdi.Ne zaman ki beton kutsallaştırıldı ve insanlar büyük beton yığınlarında yaşamayı bir erdem haline getirdi.İşte o zaman büyük işgalciler ellerinde ki işgal edilmiş toprakları menfaatleri doğrultusunda kullanmaya başladılar.Irmakların, nehirlerin yönü değiştirildi.Denizler dolduruldu.Ormanlar toplu konut projeleri için yangınlara kurban edildi.Çöpten tepeler dikildi şehirlerin muhtelif yerlerine.Köyler akın akın beton bloklara göç etmeye başladı. Temel prensip doğduğun yer değil doyduğun yerdi memleket.Sigortalı bir iş bulup yeni bir hayata başlamak için tarla ekmekten vazgeçilmiş, inekler, koyunlar, tavuklar satılmış, büyük şehirlerin parlak ışıklarının kamaştırdığı gözler zihinleri iyice bulandırmıştı.Herkes şehirli olabilmek adına kişiliğini özel kılan bütün özellikleri atıp bir kenara, şehre adaptasyon sağlayabilmek için bu özelliklere küfreder bir çaba içerisine girdi. Sonunda olan oldu tabi ne şehir kaldı ortada nede köy.Doğal hali bozulan kentlerde her yağmur, her rüzgar bir felakete dönüşmeye başladı.Çünkü suyu emmesi gereken çimenler beton olmuştu, akıp giden ırmakların üzeri kapatılıp yol yapılmıştı.Yönleri değiştirilmişti.İnsanoğlu bir hata yapmıştı yine.Ve bedelini ödüyordu.

Sanayileşmek adına verilen büyük teşviklerin daha fazlası şimdi hayvancılık için verilmeye başlandı.Et, süt,yumurta vs .üretimi tüketimi karşılamaz oldu.Tohumların genetikleri bozuldu çok fazla ürün veren ama tohum vermeyen tohumlar çıktı ortaya.Kışın ortasında domates yemek çok doğal bir hal aldı.Ne zaman yazın ortasında portakal yiyeceğimiz se tam bir muamma.Yani Toprak tekelleşti mertlik bozuldu.Dengesi altüst oldu dünyanın.Adalet ve paylaşım yerini hırsa ve daha fazlasına sahip olmaya bıraktı.Sevgi ,menfaate dönüştü.Ve kavga çıktı yeryüzünde, kan döküldü.Sebebi daha fazlasına sahip olmak oldu savaşların.İnsana hayat versin diye yaratılan her şey aslından devşirilince ölüm getirdi insanlığa. Daha fazlası için daha fazla işgal gerekiyordu zihinleri. Ve her yenilik bir mikrop bulaştırdı hayatlarımıza.Daha kolay ölür olduk daha fazla acı çekerek. Daha fazlası için birileri bir şeyleri feda etmek zorundaydı.Kobay olarak kullanılan insanlar hep ilk işgalci neslin torunlarının sağlığı için feda edilmişti.Enerji için katledilen milyonlar birkaç sülalenin dünya hakimiyetini pekiştirmek adına katledilmiştiler.Yani her şey daha fazlası için. İnsanlık adına ilaç bulanlar hastalığı ortaya çıkaranların ta kendileriydi.Önce hasta ediyorlar sonra iyileştirmek için tüm emeğini satın alıyorlardı insanlığın. Adalet getirdim diyenler kavgayı çıkartanlardı hep.Ve herkes insanlığa insan öldürerek yapıyordu hizmetini. İşgalin devamını sağlamak için koyulan kurallar vardı.Zihinler sürekli meşgul edilmeliydi.Hayat bir koşuşturmaca olmalı ve her birey kazandığından fazlasını tüketir hale getirilmeliydi.Yorganı başımıza çekip geri kalan yerlerin açıklığıyla ilgilenmemek lazımdı.Ama her problemin başka bir problemin tetikleyicisi olduğunu, her çözümün çözülmemiş yeni bir problemin farkına varmak anlamına geldiğini mevcut yaşam alanı içerisinde tecrübe etme imkanı vardı insanın. Ama insan tecrübelerini hayatla yüzleştirmekten vazgeçeli o kadar uzun zaman olmuştu ki.Olan bitenin farkına varması için önce insan olduğunu hatırlaması gerekiyordu…..

www.ademtuzcu.com.tr

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Başlıklar