Ana Sayfa  /  Makaleleri  /  Direnç Dinamikleri (I)
  • Facebook da Paylaş
  • 07-06-2013
  • 0 yorum
  • 1819 okunma
Direnç Dinamikleri (I)

 

 

 

 

 

 

 

 

Hepimiz ilkokul sıralarında tanıştık reklamlarla. Birileri süt, kuruyemiş, şişe suyu vs. dağıtırdı bize. Biz de yaşasın yine beleş bir şeyler var diye sevinip dururduk. Sonra televizyon dizilerinin aralarına profesyonelce serpiştirilirdi o beleş dağıtılan sütlerin, kuruyemişlerin, şişe sularının reklamları. Trabzon gibi her tarafından su fışkıran bir şehirde pet şişeden su içmenin sağlıklı bir eylem olduğuna pek ikna olmazdı zihinlerimiz ama pet şişe su alınması gerektiğinde en iyi suyun okulda dağıtılan su olduğu öylesine kazındı ki bilinçaltımıza, bir marka yaratmanın nasıl bir planlama gerektirdiğini ve tüketim çılgınlığını pompalayan tüm faktörleri anlayabilmek hayli zamanımıza mal oldu.

Gözünü kapital bürümüş ve tatmin olmak bilmeyen pazar araştırmacılarının internette takip ettikleri tüketim alışkanlıkları üzerinden tasarladıkları reklam kampanyaları bizi farkında olmadan küresel sermaye sahiplerini daha zengin hale getiren modern sürüler haline getirmiştir.
Hiç birimiz kazandığımız paranın kullanımı üzerinde tasarruf hakkına sahip olduğumuzu söyleyemeyiz. Görünüşte harcamalarımızı hür! İrademizle yaptığımız yalanına inanıyor gibi görünebiliriz fakat alış veriş esnasında elimizi uzattığımız her ürünün markasını mı yoksa işlevselliğini mi satın aldığımızı bir düşünelim. Tercih ettiğimiz iki deterjan arasında tercihlerimizi yönlendiren etkenleri değerlendirelim.

Uni Lever firmasının ''kirlenmek güzeldir'' reklamını hatırlayalım, ya da Calgon reklamının giriş cümlesi olan ‘’Türkiye de sular zaten kireçlidir’’ cümlesini. Reklam metni yazarları pazarda ki tüketim alışkanlıklarını değerlendirerek metin yazarlar. Ve yazılan metinlerde bir rica, istek ya da temenni ifadeleri bulunmaz. Her şey zihinler şartlandırılarak yapılır. Kirlenmek güzeldir reklamını yüz kez izleyen bir çocuk temizliğine dikkat etmek yerine‘’çamaşırdır kirlenir omoyla temizlenir’’ diyecektir.

Ya da marketlerde kasaların hemen yanına kule gibi dizilen Calgonları gören tüketici! zihninde el arabasında çamaşır makinesi taşıyan bir usta canlandıracak, nasılsa ülkemizde sular kireçlidir diyecek tüm bunları düşünürken hiç farkında olmadan market arabasının içine bir kutu Calgon alıp atacaktır.

Oysa ki çamaşır makinelerinin rezistanslarını temizlediği iddia edilen bu maddenin bir kutusunun fiyatıyla rezistansın fiyatı hemen hemen aynıdır.
Kısaca bizi tüketici diye isimlendirenler tüketmemiz gerekenlere de karar veriyorlar. Tüm bunlar yapılırken küresel markaların ve yerli taşeronlarının hedeflediği tek şey daha fazla para kazanmaktan başka bir şey değildir.
Dünün beleş süt, kuruyemiş ve su içirilen çocuklarına bugün 18 yaşında www…..com sitelerinden birinde milyoner olma hayali aşılanıyorsa, yapılan her eylemin nasıl paraya çevrileceğine dair yöntemler öğretilmeye çalışılıyorsa bu dün yarını planlayanlarının bugünde hiçbir engele takılmadan borozanlarını öttürebildiklerinin en aşikar kanıtıdır.
Kavga fakirin işidir. Fakat fakir kavgayı hep başka bir fakirle yapar. Uyutulmuşluk, uyuşturulmuşluk hepimizi uzaktan kumandalı birer robot gibi yaşamak zorunda bırakmıştır.
Ekmeğimizden ve emeğimizden kazanç sağlayanların kavgasına şahit olanınız var mı ?
Hepimiz bir şekilde küresel markaların küçük misyonerleri haline getirilmeye çalışılıyoruz. Modern çağın tüketim alışkanlıklarını koklayan pazar araştırmacıları her gün yeni bir stratejiyle karşımıza çıkarken biz basit bir isyan ahlakı geliştirememenin derdini bile taşıyamayacak kadar aciz  durumdayız.
Alış veriş çağının ikonlarının sökülme vakti gelmedi mi sizce ?
Siyasilerin karşılıklı menfaat ilişkisi nedeniyle görmezden geldikleri ama her türlü nimetinden faydalandıkları ekonomik patlamalar asgari ücretle köleliğe mecbur tutulan işçiler sayesinde olmaktadır. Uzun yıllar iki seçenek arasında kıskaca alınmış olan dünya halkları Batı kapitalizmi ve Sovyet komünizmi arasında bir tercihe zorlanırken SSCB dağıldıktan sonra kapitalizm karşısında alternatifsiz kalındığı düşüncesiyle pasifize  edilmeye çalışılmıştır.

Halbuki mesele gücün merkezileşmesini engellemek, karar alma mekanizmasının bu kararlarla yaşamak zorunda olanlardan oluşmasını sağlamaktan başka bir şey değildir.

İnsanlığı ekonomik çıkarlarına kurban edenlerin insanlığa açmış oldukları bu organize savaşa tutarlı bir üslupla cevap verilmediği sürece biz alttakiler; birbirimizin sırtına politik etiketler yapıştırmaya, cemaatsel ve mezhepsel ayrıntılarla afyonlanmaya, etnik renkleri kaşıyıp ayrık otu yapmaya devam ederken atı alan Üsküdar seferlerini biraz daha sıklaştıracaktır.

 
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Başlıklar