Ana Sayfa  /  Makaleleri  /  Din Üzerinden Sanat Algısına Eleştirel Bir Bakış
  • Facebook da Paylaş
  • 07-06-2013
  • 0 yorum
  • 1739 okunma
Din Üzerinden Sanat Algısına Eleştirel Bir Bakış
Geleneksel din algısının siyasi argümanlarla şekillendirildiği dönemler sanatsal bir çok alanın kısıtlanması, baskı altına alınması ya da tamamen yasaklanmasıyla sonuçlanmıştır. Dinsel öğretilerin tamamının iyiyi,güzeli tavsiye etmesine rağmen sanatın bir çok toplum tarafından anlaşılıp ,algılanamaması onun siyasi ve dinsel amaçlar tarafından bir silah gibi kullanılmasına ve sonuç olarakta bu silahı iyi kullananların dünyanın geri kalanına çeşitli yönlendirmeler yapabilecek bütün argümanları elinde toplamasına sebep olmuştur. A.B.D nin Afganistan işgalinden yıllar önce çekilen Rambo filminde ki karakterin bilinç altımıza kazıdıkları, ıspanak üreticisi bir firmanın stoklarında ki ıspanağı satabilmek için çektiği bir reklam filmi olan Temel Reisin ıspanakla ilgili kültürümüze bıraktığı izler ve reklam sektörünün yönettiği tüketim kültürümüzün bugün geldiği durum göz önüne alındığında, önemsemediğimiz ,fuzuli ve anlamsız bulduğumuz görsel ve işitsel sanatların ekonomik , sosyolojik ve de psikolojik boyutlarını anlamamız daha kolay olacaktır. Bu makalemde sanatın her alanına dair birkaç kelam kaleme almayı isterdim fakat çalışmanın çok hacimli olmamasını kendimi biraz daha yetkin gördüğüm müzik ve görüntüyle alakalı alanlar üzerinde yazmam için yeterli mazereti oluşturacağını düşünmekteyim. Ses insanoğlunun kullandığı en eski ve etkili iletişim aracıdır. Okuduklarımızın %10'unu, İşittiklerimizin % 20'sini,gördüklerimizin, %30'unu,hem görüp hem işittiklerimizin % 50'sini hatırladığımızı söyleyen Roz Townsend önemine son yıllarda inanmaya başladığımız ama çok uzun zamandır ihmal ettiğimiz alanlarla ilgili bize büyük uyarılar yapmaktadır. İslam toplumunun garip bir biçimde müzikle ilgili yapmış olduğu değerlendirmeler bu işi iyi yapan müzisyenlerin büyük çoğunluğunun İslama önyargılarla bakmasına neden olmuştur. Oysa ki müzik bilinenin aksine bilimsel verilere dayanan seslerin oluşturduğu, tesadüfî ve keyfi bulunmuş argümanlarla icra edilemeyecek kadar bilgi ve birikim gerektiren bir bilim dalıdır. Müzikte ki matematiksel gizemi keşfederek notaları yazıya dökmenin temelini atan Pisagor?dan Arezzo?lu Guido?nun (Gui d?Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasına kadar büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan ?porte?nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,?) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,?) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi. Bütün bu süreçte Müslümanların çorbada tuzunun olmayışının nedeni Efendimizin müzikle ilgili beyanlarına dayandırılmaktadır. Oysa ki tarihsel süreç içerisinde müziğin cahiliye Arapları tarafından kullanımının bugün yeryüzünde insanları şirke ve sapıklığa yönlendiren yazılar yazan kalem sahiplerinden çok farklı olmadığını düşündüğümüz de enstrüman çalımına haram diyen fakihlerimizin kalem kullanımına da haram demelerinin icab ettiğini düşünmekteyim. İkisinin farklı şeyler olduğu itirazlarını müziğin kullanım alanlarından uzun uzun bahsederek anlatmak yerine dünyanın dönüşünün ,rüzgarın esişinin hatta ve hatta sineğin kanat sesinin bile bir ses değeri (nota) ile kurala bağlandığı hatırlatmayı daha uygun görmekteyim? Ses Kur?an ın tabiriyle her gün yanından geçip gittiğimiz ama göremediğimiz büyük mucizelerin başında gelmektedir.Enstrümanlarsa Rabbimizin evrene koymuş olduğu kurallar çerçevesinde ortaya çıkan sesleri taklit etmeye çelışan insanoğlunun yaptığı icatlardan başka bir şey değildir. Tıpkı yağmuru görüp yağmurlama sulama sistemini icad etmek, ateşi görüp onu taşınabilir bir hale getirmek için çakmağı ya da kibriti bulmak gibi? İnsanoğlu enstrümanın icadından sonra başladığı ses üretiminde ilk adımını ritimsel sesler ve enstrümanlarla atmıştır.Çünkü kainatın içinde barındırdığı ritimsel döngü bunu anlama ve algılama yetisine sahip olan insanın fizyolojik yapısıyla birleşince ortaya en ilkel şarkılarla ritim aletleri çıkmıştır. İnsanoğlunun öğrenme serüveninin içerisinde aldığı yol hayatın her alanında olduğu gibi ses üretimi yani enstrüman icadının da gelişip şekillenmesine neden olmuştur. Müziğin sosyolojik durumlar karşısında tarihsel bir metin işlevi de vardır.Örneğin yapılmış en eski beste olarak bilinen ve M.Ö 2000-2200 yılları arasında Kufu Ank tarafından Mısır da yapılan beste bize bu dönemde Mısır da büyük bir veba salgınına dair bilgiler verir. Selçuklu da başlayıp Osmanlı döneminde devam eden şifahanelerden günümüze kadar müziğin insan psikolojisinde ki etkisi ve tadavi yöntemi olarak kullanılmasıyla ilgili onlarca sonuçlanmış araştırma vardır. Müziğin içinde barındırdığı makamsal formların insan psikolojisine etkileri hatta ses çeşitlerinin su üzerinde ki etkilerini ispatlayan onlarca araştırmaya günümüz teknolojisiyle ulaşmak çok kolaydır.(İnsan vücudunun %70-75 i sudan oluşur) Vermiş olduğum bu bilgilerden yola çıkarak Allah?ın yarattığına iman ettiğimiz notaların taklidini yapmak için icat edilen enstrümanların kullanımının haramlığını savunmaya devam mı edeceğiz yoksa bu icatların kullanım alanlarının helallik ve haramlık boyutunda belirleyici olduklarını mı savunacağız?Bu konuyla ilgili değerlendirmeleri fıkıhçılara bırakarak yazımıza devam edelim. Hiç birimiz evlerimizin perdelerini dükkanlara takılan kepenkler gibi yapmayı düşünmeyiz mesela, ya da istemediğimiz misafirler için kapımızın önüne mayın döşemeyiz.Çünkü ihtiyaç tüketimi belirler. Yani aslında durum günümüzde olduğundan çok farklıdır. Yapılan araştırmalara göre enstrüman çalımının yaygın olduğu ülkelerde suç işleme oranlarının düşük olduğu gerçeğiyle karşılaşılmış. Ve bu araştırma doğrultusunda dünyanın bir çok yerinde küçük yaşlarda enstrüman çalımının teşvikine başlanmıştır. Sesin kayıt altına alınmaya başlamasıyla etkilediği alanlar genişlemiştir. Tarihler 25 Mart 1857 ?yi gösterdiğinde Scott De Martinville ilk müzik aleti olan Phonoutograph ?ın patentini almıştı. Scott De Martinville ?nin 9 Nisan 1860 ?ta kaydettiği kimliği bilinmeyen bir kişi tarafından söylenen bir Fransız halk şarkısı dünyanın bilinen en eski ses kaydıdır. Kayıt altına alınan sese; fonograf, manyetik ve dijital cihazlarla depolanıp ticari bir boyut kazandırılmıştır. Müziğin kayıt altına alınıp depolanması etkisini ve gücünü de kanıtlar niteliktedir. Depolanan sesin kolay taşınabilir ve çoğaltılabilir hale gelmesi bir yandan çok büyük kitlelere ulaşmasını sağlarken diğer yandan yapım, ses ve eser boyutunda büyük bir kirliliğe yol açmıştır. Sesin kayıt altına alınma sürecinden bahsettikten sonra olayın ticari realiteler sebebiyle laçkalaşmasını ve üretilen müziğin çok uzun zamandır konuyla alakalı ön yargıları nedeniyle müzikle arasında mesafe olan dinleyiciler tarafından tüketilmeye başlanması gelişmelere bambaşka bir boyut kazandırmıştır. Sonuç olarak 1980 ler de ülkemizde başlayan düşünsel gelişimle beraber ortaya çıkan ve adına İslami müzik,ezgi gibi kavramlar yakıştırılan üretimler günümüze kadar saflığını ve güzelliğini koruyamamış piyasa da ki kirlilikten nasibini almıştır. Müziğin insan ve toplum üzerindeki etkisinin farkına varanlar bu etkiden son derece verimli bir biçimde faydalanmışlardır.Sessiz filmlerle başlayan görsel kayıt bugün film, reklam, belgesel vb? eselerle birleştirilerek çok daha sürükleyici ve etkileyici bir hale getirilmiştir. Son yıllarda düşünce dünyamızın birikimleriyle dinlenilen müzikler ve izlenilen filmlerle ilgili bir tüketim kültürü oluşmaya başlamıştır. Popüler kültürün bütün dayatmalarına rağmen uzun yıllar inançlarımızı muhafaza edebilen bizler popülaritenin karşısına ürettiğimiz değerleri her alanda koyabilmeliyiz. Eğer üretmiyorsak sadece taklit edebilir ya da tüketebiliriz. Durum sinema sektöründe de çok farklı değil aslında. Hepimizin en az on kez izlediği Çağrı filminden tutunda, Ömer Muhtar?a kadar batının bize büyük dersler vererek yaptığı aşağılamalar bile sanata gereken önemi vermemiz konusunda bizi motive etmemiştir. İzlerken samimiyetle salya sümük ağladığımız bu filmlerin yapımcı ve yayıncılarının gözyaşlarımızın her damlasından ve samimiyetimizin tamamından büyük paralar kazandıklarını ve kazançlarıyla kültür emperyalizmleri için büyük yatırımlar yaptıklarını düşünmek yerine yıllarca Anşony Quinn?in Müslüman olup olmadığıyla ilgili tartışmalar yapmak bize daha cazip gelmiştir. Bir şeyi İslami yapan içinde çok fazla Allah lafzı ya da Efendimizin isminin geçmesi değildir. Sanat alanında yapılan çalışmalar gayri İslami değilse, sanatçının emeği, bilgisini eserine yansıtabilmesi, toplumda bulduğu karşılık, elde edilen kazancın kullanım alanları gibi konular kıstas olarak alınmalıdır. Tam da bu noktada Efendimizin Ümeyye b. Ebi Salt için o Müslüman olmadı ama onun şiiri Müslüman dı sözünü hatırlatmakta fayda görüyorum. Günümüzde savaşlar meydanlarda değil ekranlarda ,gazete ve kitap sayfalarında kazanılmaktadır.Bugün bütün dünya neden Michael Jackson u tanır da İbni Haldun?u ya da başka bir ismi tanımaz mesela.Müziğin,ekranın ve bu güçleri avucunda tutanların neler yapabileceğini anlatan iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. Biz Müslüman bireyler olarak yıllardır bize İslam adı altında bin türlü renge boyanarak giydirilen kapitalist ve emperyalist elbiselerin farkına varıp bunlardan bir an önce kurtulmalı ve yapılan her güzel işin,söylenen her güzel sözün yapanına ve söyleyenine bakmadan söylenene bakarak tavrımızı belirleyecek erdeme sahip olmalıyız. Bu çerçevede yapılan her bestenin,yazılan her kitabın,kurgulanan her filmin,çekilen her fotoğrafın yarına bırakılan büyük birer miras olduğunu söylemek ümit ettiğimiz şekilde bir nesil yetiştirebilmek adına atılmış küçük bir adım olacaktır.
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Başlıklar